Anlatmayı seven öykücü | Kitap Haberi
Anlatmayı seven öykücü
Hüseyin'i çok yakından tanıdığımdan mı nedir? 'Ömrün Issız Günleri'ni okurken, sanki Hüseyin anlatıyor, ben de dinliyormuşum gibi bir duyguya kapıldım kitap boyunca. Gerçekten Hüseyin'in düzyazısı, konuşmasına öyle benziyor ki, okuduğunuz yazı değil, sözcüklerin içine gizlenmiş Hüseyin'in sesi sanki. Ayrıca anlattığı mekanları, oralarda yaşayan üç - beş kişiyi de tanıyınca, kitap ilerledikçe, Hüseyin'le sohbeti iyice koyulaştırmış gibi oluyorsunuz. Bilenler bilir, Hüseyin'le sohbet her zaman, turfanda bir meyvayı tatmak kadar lezzetlidir. Sohbetini güzelleştiren öğelerin başında bana göre, 'Meddah' ağzını ve tavrını yakalamış olması gelmektedir. Bilirsiniz, 'meddah'ın öncelikle kendisini dinletmesini bilmesi gelir. Sonra 'Merak' öğesini hep diri tutmak bir başka işidir. Tüm dinleyenlerin anlayabileceği bir dil kullanmak zorundadır. Anlattığı öykünün mesajının dinleyenlere kolayca geçmesi bir başka koşuldur.
'Meddah'ın anlattıklarında dinleyenlerin, yaşadıklarına benzeyen bazı tipleri bulmaları, öyküde anlatılan konuya yakınlık duymaları gerekir. Galiba en önemlisini en sona bıraktım; 'Meddah'ın anlatırken, konuşurken ağzından bal akan biri olması en büyük koşuldur. Hüseyin'in ilk öykü kitabı olan 'Ömrün Issız Günleri'nde bu 'meddah' tavrını, 'meddah eda'sını yakaladığım için, 'meddah' üzerine birkaç söz söyleme gereğini duydum.
Öykü Kahramanları
On dokuz öykü var kitapta. Hemen hemen bütün öykülerin kahramanları, köy insanları. Yok, yoksulluk içinde yaşama savaşı veren insanlar. Kent görmemiş, bütün dünyayı yaşadıkları köy zanneden insanlar. Alçakgönüllü, konuksever, hırsları olmayan, bulduğuyla yetinmeyi becerebilen, yüreklerinde insan sevgisi taşıyan, paylaşımcı, doğa sevgisi olan, katakulli, üçkağıt bilmeyen gençler, kadınlar, erkekler. Hepsinin kendine göre bir hüznü var. Özlemi var. Arayışı var. Ama hüzünleri de, düşleri de, beklentileri de öyle 'şaşaalı' şeyler değil. Evlatları hep mutlu olsa, düşman askerlerin köylerini yakıp yıkmasa, suları hep aksa, elektrikleri sık sık kesilmese, eski şenlikli günler geri gelse, yeşil alanları yok edilip, ağaçları kesilmese, Reşit, Ali jaro'nun kızına kavuşsa. Esengün kendisini canı gibi seven teyzesiyle barışsa, Nahide'nin kocası şu içkiden vazgeçiverse, sevgi insanları bir etse, evlerine bir odacık daha ekleseler vb. düşler, beklentiler. Hüseyin hiçbir kahramanını idealize etmiyor. Onları oldukları ortam içinde, oldukları gibi anlatıyor. Ne yergici, ne övücü bir anlatımı var. O insan nasılsa öyle öykülerde de. Bir şeyi daha eklemek gerekiyor; Hüseyin'in kahramanları 'yaratılmış' kahramanlar değil. Yaşayan, soluk alıp veren, bir yerlerde karşınıza çıkıverecekmiş izlenimi bırakan kahramanlar. Elbette bunda Hüseyin'in köyü ve köylüyü çok iyi tanımasının büyük rolü var. Bunun gerçekçilik inandırıcılığın sağlanmasında ve öykünün okurla diyalog kurmasında büyük katkısı oluyor.
Çatışma
Öykü kahramanlarının dramları abartılmadan öne çıkıyor. Bilindiği gibi öyküde olsun, romanda olsun kahramanların dramlarının altı çizilmezse, çatışma yaratılamaz. Çatışma hem öyküyü var eden, hem de öykünün oluşmasına neden olan bir etkendir. Ayrıca çatışma yaratılamazsa, öykü kahramanları birbirinin kopyası, şablonu gibi olur çıkar. Çatışma okurda bir arayışa ve meraka neden olur. Hüseyin bir yazar olarak dramı ve çatışmayı ortaya çıkarmak için ayrı bir çaba harcamıyor. Kahramanlarının doğal yaşamını anlatırken dram ve çatışma kendiliğinden ortaya çıkıyor, çünkü; kahramanları doğal bir dram ve yaşamla çatışma içindeler. O, bunların üzerine daha fazla gitmemekle elbette çok iyi etmiş.
Ayrıntı
Söylemeye gerek yok, ayrıntı, öykü ve romanın yapı malzemeleridir. Yaşam nasıl ayrıntılardan oluşan bir bütünse, roman ve öykü de öyledir. Önemsiz gibi görünen bir ayrıntı, kahramanın kişisel bir özelliğini ortaya çıkarır. İç dünyasındaki bir rengi belirler. Öznel yapısını oluşturan ipuçlarından birinin yakalanmasına, olanak sağlar. Elbette ki ayrıntıların yama gibi durmaması, öykü içeriği ve kahramanlarla bir yerlerden bağlantısının olması gereklidir. Betimleme olsun diye ayrıntı anlatılmaz. Hüseyin, ayrıntılar konusunda da dengeli bir biçem yakalamış. Bu bıçak sırtı sorunun öte yakasına düşmemeyi becermiş.
Siyasal tavır
Hüseyin'in anlattığı olaylara, öykülerini yazdığı kahramanlara bakarak, siyasal tavrı kendiliğinden ortaya çıkıyor elbette. Yüzlerce şiirinden tanıdığımız toplumcu gerçekçi Hüseyin Yurttaş'ın, öykülerinde tavır değiştirecek hali yok ya. Bunun için önce kendisi, yani beynini değiştirmesi gerekirdi. Öykülerinde de bu tavrını sürdürüyor elbette. Ama asıl üzerinde durulması gereken bir başka yan var bana göre: Hüseyin tavrını slogana düşmeden, dönüştürmeden koyuyor ortaya. Bunun için tavrı, bir nutuk havasına bürünmüyor,
"Anlayana sivrisinek saz" edasıyla, bir dip su gibi, öykülerinin toprağı altından akıp duruyor. Sözün özü Hüseyin işin kolayına kaçmamış yani.
Dil
Öykülerin dilinden, şiirlerindeki dil tadını alamadım. Yanlış, düşük tümceler mi var? Yanlış kullanılmış sözcükler, deyimler, benzetmeler mi var? Dil taşlı topraklı mı? Özensiz mi? Gereksiz yinelemeler mi var? Hayır. Kurguları mı kötü? Bunların hiçbiri yok öykülerin dilinde. Kitabın dilini,
'doğru kullanılmış Türkçe' olarak derslerde bile okutabilirsiniz. Ben neden tat alamadım öyleyse? Hüseyin'in öykülerde kullandığı dil adeta, 'gözlemci' dili. Sanki Hüseyin öykülerini yazarken şair Hüseyin'i kovalamış, çıkarıp atmış odadan. Ama şair Hüseyin 'Erken Güz' ile 'Ayrılık Sabahı' öykülerinde bir fırsatını yakalayıp, işe 'müdahale' etmiş. Onun 'müdahalesi'yle dil birden bire şiirsellik kazanmış, akıp gidiveren su sesine ulaşmış. İnsanın yalnızca beynine değil, duygu dünyasına da seslenen, heyecanlandıran, (Hani bazan 'içim karmakarışık oldu' deriz, bu karmakarışıklığın içinde sevinç vardır, hüzün vardır, ayrılık vardır, kavuşma vardır) insanın içini karmakarışık eden bir yoğunluk düzeyine varmış. Sözün özü Hüseyin'in dili bence; güzel, doğru, kıvrak ama 'Epik' bir dil.
Son söz
'Ömrün Issız Günleri' bir ilk kitap gibi değil. Acemilikleri olmayan, öyküde ustalaşmış bir yazarın kitabı. Figüratif anlatımıyla klasik öyküye yeni ses getiren, okunup bitirildikten sonra, dönüp bazı öyküleri yeniden okutacak izlenimler bırakan bir öyküler toplamı.
RADİKAL KİTAP
22.06.2001

Benim gibi biri Marksizmi özlediğini söylese inanır mısınız?! İnanın! Marksizme karşıyım, hatta son elli yıllık dünya tecrübesinin Marksizmi daha da zayıflattığını düşünüyorum. Ama Marksizmi bir fikir olarak gerçekten özlüyorum.




RSS
