99 Yüz

Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları
Yazar : Cemal Süreya
Kategori : Biyografi
Basım tarihi:2004 / 1. Baskı
Kapak : Karton
Sayfa sayısı :474
Kağıt:2. Hamur
Ebat:13,5x21
ISBN:9750808576
Dil : Türkçe
Etiket fiyatı : 17.48 + %8 KDV = 19 TL
Kültür TV fiyatı 15.20 TL

 

 

Cemal Süreya'nın 2000'e Doğru dergisinin ilk sayısından başlayarak yazmaya başladığı yazılarının bir araya getirilmesiyle kitaplaştırılan 99 Yüz-İzdüşümler / Söz Senaryosu, şairin bütün yapıtlarını yayımlayan YKY'den çıktı.
Turgut Özal, Türkân Şoray, Süleyman Demirel, Deniz Baykal, Güngör Bayrak, Cihat Burak, İlhan Berk, Murat Belge, Bülent Ersoy, Rasih Nuri İleri, Sezai Karakoç, Uğur Mumcu ilk kez bir "insanlık antolojisinde" bir araya geldiler.
TADIMLIK

Şiir Galaksisinin Hülyalı Şairi

Yoğun arkadaşlıklarda tarih düşmem. ‘İlk'lerin önemi yoktur. Tıpkı Cemal'de olduğu gibi. Aydınlık, güler yüzü, donmuş bir kare gibi hâlâ belleğimde.
Gördüğüm, bürokrata en benzemeyen bürokrat. Elindeki çantada bence teftiş raporlarından, ömür törpüsü dosyalardan çok şiirler, yazılar, çeviri müsveddeleri vardı.
Kızdığını, köpürdüğünü görmedim, ancak gözlerindeki sonbaharı keşfederdim. Konuşurken hep ufukta bir yere bakardı, şiir galaksisinin hareketlerini gözlediğini düşünürdüm. Hülyalı bir bakış.
Şiiri çok severdi. Bir şair için söylenebilecek bu en sıradan söz, Cemal Süreya'da başka bir anlam kazanır bence. Başına konan devlet kuşlarını kovmuş, şiirin korunmasız serçesini baş tacı etmişti.
Konuşması çoğu zaman, ölçüsüz uyaksız mısralar gibiydi. Ya düzyazısı? Şiiri kadar iyi. Zekâsı, satırlarda ironik bir tavırla parlayıverirdi. Onun 99 Yüz'deki tasvirleri, tespitleri, düzyazının kısırdöngüsüne karşılık, imge dünyasına yanaşıyor. 99 Yüz'deki bazı tipleri anlatırken, mensur şiirin kapısını çalmış.
99 Yüz'ün atında ne yazılı? İzdüşümler/Söz Senaryosu.
Gerçekten de 99 Yüz, bir izdüşümler toplamıdır. İzlenimlerin tanıklığıdır. Gördükleriyle, okuduklarıyla, duyumlarıyla, gözlemleriyle oluşturduğu bir tür kimlik kartı. Kimileri bu kartı bir iftihar levhası gibi yanında taşıyacak, kimileri de saklamak için yorgun düşecek.
İyi şair aynı zamanda iyi de bir arkeologdur. Yüze vuranları da görür, dibe çökenleri de.
99 Yüz'de yer alan insanlar hakkında Cemal Süreya'yı okumadan karar vermeyin, yanılgıya düşersiniz.
Mülkiyeli Cemal Süreya, onların siyaset karnesini doldurur, ikmale kalanlar, tard edilenler, hep sınıf birincisi olanlar...
Siyaset dünyasından kişiler ilk kez bir şairin fantastik bakışından, ironik süzgecinden geçiyorlar.
Geriye ne kalıyor? Kimilerinden bizim de yararlanacağımız birikim, kimilerindense birikinti.
Turgut Özal, Süleyman Demirel, Deniz Baykal, Türkân Şoray, Güngör Bayrak, Cihat Burak... İlk kez insanlar antolojisinde bir araya geldiler. Ortak noktaları neydi? Aynı toplumun ürünleri, alanlarının simgeleri olmaları. Onları okurken, prototiplerden yola çıkıp bu toplumun anatomisini çıkarabilir misiniz? Evet. Biraz bilgi, biraz zekâ, biraz sezgi yeter.
99 Yüz'ü yazarken güneş saati kullanmış Cemal Süreya. Kimileri çiğ ışık altında daha çok sırıtıyorlar defolarıyla, kimileriyse günbatımında daha romantik, daha insancıl görünüyorlar. Karanlıkta kalanlara gelince... Hades'e inenlerin de rehberidir.
Sınıfsız bir sınıflamanın önderliğini yapmıştır bu kitabında. Kalem ne libaslara bürünmüştür burada... Karanfil gibi görünür, ısırgan otu gibi dalar, yarayı kendi açar kendi sağaltır, kimseyi ölüme terk etmez. Sevecenlik ise tatlı bir bela gibi kılcal damarlara kadar ulaşır.
Her insanın biyografisi tek bir cümleye indirgenebilir. Bir sözü –ama hayatıyla özdeşleşmiş- bir eylemi onu tanımak için yeterdir.
Bana, Cemal Süreya'nın biyografisini tek cümleyle yaz deseler, şu cümleyle yetinirdim:
'Paris'ten getirdiği Chevrolet arabayı satıp ev alacağına Papirüs dergisini çıkaran adam.'
Yergide ve övgüde aynı ustalığı göstermenin edebi dengesini kurabilmiştir.
Bu kitapta ben de varım, sık sık andığım, yazdığım bir mutluluk kaynağı. Biyografimi isteyenlere söylemişimdir, 'Cemal Süreya'nın yazısını alsanıza,' diye. O metni okurken, kuru biyografilerin sığlığında yüzmekten kurtulur, kendimi keşfetmenin zevkini yaşarım.
Cemal Süreya'nın 99 Yüz'deki ironisi bazen zalimliğin sınırlarını zorlar ama zalimliğin bu kadar sevecen olanına rastlamadım desem, doğru bir saptamada bulunmuş olurum.
Okuyacağınız kitapta yazdıkları, kâhin olmayanın kehanetleridir. Portrelerde -bu türe sıkıştırmak doğru mu!- bunca yıl sonra, edebi tadın yanında doğruluk oranının da eksilmediğini fark ederiz.
99 Yüz'de yer alanların çoğunu tanıyorsunuz, sizin de onlar hakkında elbet bir fikriniz, bir görüşünüz var. Birden onları tanıyamadığınızı, üzerlerindeki kabuğu kıramadığınızı, belki de maskeyi çıkaramadığınızı anlayıverirsiniz.
Eski deyimle –Cemal Süreya gibi– nüfuz edemediğinizi itiraftan çekinmeyin. 99 Yüz'de ne okuyacaksınız? Türkiye'nin tarihini, tarih içinde görev üstlenenleri, edebiyattan magazine hayatın bütün renklerini. Yaşarken mumyalaşanlar, tarihin külleri altında yok olanlar.
Portrelerin değişik özellikler taşıyan, bir senfoninin ayrı ölçülerini andıran üslubuna dikkat etmelisiniz. Yer yer bir Yunan trajedisindeki tavır, yer yer fantastik romandan birkaç sayfa, bazan ironiye uğrayıp parodiye giden bir anlayış. Yazma yöntemine gelince... Şiirsel imgelerle çizdiği portreler, fazlalığa tahammül edemezdi, o da yazı stilinde ayıklamayı ön plana çıkarmıştır. Sanki şiir yazar gibi...
Şair Cemal Süreya, düzyazıyı da tasarrufla kullanmıştır. Şiirden edindiği alışkanlıkla. Portrelerin bazısı, donmuş bir fotoğraf karesine hayatiyet kazandıran rötuşçunun maharetidir.
Portreler tek başına bir insanın, fiziki ve ruhi anatomisi değildir. Toplumsal bir katmanın da varlığı sezilir.
99 Yüz'ün bazı bölümleri mensur şiirdir dedim. Neden? Cemal Süreya, vapurdan iner, Sirkeci'den Yeni Edebiyat'ın Altın Kitaplar'daki yönetim yerine, sonraları Hürriyet Gösteri'ye gelir, yolda gördüklerini, rastladığı olayları, kişileri anlatırdı. Dudaklarından dökülenler bir şairin dağınık notları, şiire dönüştürülmeyi bekleyen ham mısralardı adeta.
Bu yüzlere Cemal Süreya'yı eklesem ne yapardım? Onun yüz tasvirlerine neler eklerdim... Yazının bütünlüğünü bozsa da araya girerek, bunları zenginleştirmeliyim. Devletin tepesinde olmakla şiirin tepesinde olmanın bağdaşmayacağını ama gene de onda bir sentez parodisine dönüştüğünü belirtirdim. Hayatından küçük notlarla bunu süslerdim.
Cemal Süreya insanın yüzüne nasıl bakardı? Hep onu düşünürüm. Sevgiyle, bazen içinden geçen hüznün yüzüne akseden haliyle.
İnişli çıkışlı, engebeli insan ilişkileri görünürdü dostluk grafiğinde. Alıngan, kırılgan, kin tutmayan, çıkarsız, ivazsız garazsız bir dost. Yok, araya düştüğüm portre notları bitmedi... Yokuş yorgunuyken gelip de yayınevinde oturuşunu. Gözlerinden belli olan kızgınlığını. İhmal edildiği duygusuna kapıldığındaki tedirginliğini. İnandıklarındaki inatçılığını, bağışlamaktaki hercai gönüllüğünü. Bölüşülen kalabalık gecelerin anlatılmadıkça artan güzelliğini. Bir yediveren güle benzeyen imzasını. Her şeye direndiğini, sadece şiire teslim olduğunu. Taşıdığı şiir flamasının üstünde yalnız kendi isminin değil, başka şairlerin adının da bulunduğunu, gizli bir Zümrüdüanka olduğunu yakın dostları hâlâ sevgiyle hatırlar.
Şairliğin alçakgönüllülük olduğunu acaba kaç kişiye öğretebildi?
Hangi dergiyi yönettiysem, hangi projeye başladıysam, Cemal Süreya'yla her zaman birlikteydim. Çünkü onun edebiyat gustosuna her projemde ihtiyaç duyardım.
99 Yüz. Acımasızlığın bile şiirselleştiği üslubuyla günah çıkarma kulübesinde yargılayan ve bağışlayan bir papazın halidir. Dil lezzeti, Türkçenin doyulmaz güzelliği, üslup denilen okuru yazara bağlayan zamkın gücü. Hepsi bir arada.

Doğan Hızlan
Eylül 2004

(Tanıtım bülteninden)

Bu kitaba video yüklemek ister misiniz?

 

Yorumlar


Bu kitaba ilk yorumu siz yapmak ister misiniz?

Yorumunuzu ekleyin

Bu kategorinin çok satanları


Bu kategorinin ilgi görenleri


Bu kitabı alanlar bunları da aldı