Toplu Öyküler I Gidenler Dönmeyenler, Kurtarılmış Haziran, Ten ve Gölge

Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları
Yazar : Hulki Aktunç
Kategori : Roman
Basım tarihi:2003 / 1. Baskı
Kapak : Karton
Sayfa sayısı :342
Kağıt:2. Hamur
Ebat:13,5x21
ISBN:9750806816
Dil : Türkçe
Etiket fiyatı : 11.50 + %8 KDV = 12.5 TL
Kültür TV fiyatı 10.00 TL

 

 

Öykü, roman,şiir ve deneme alanlarında nitelikli yapıtlar veren Hulki Aktunç'tan otuz beş yıllık birikimin ürünleri...Türkçenin kalbine giren üretken yazar/şairin kendine özgü üslubuyla kaleme aldığı yapıtlardan oluşmuş bu öykü toplaması, iki cilt halinde okuyucuyla buluşuyor.
TADIMLIK
Adım İsmail
İstanbul'un yeraltı sokaklarında kendi yazgıma erkete durdum. Lağımın denize vardığı yerlerde, kefal, ilerya, istavrit ve barbun ile bir hayli karşı be karşı gelip uzlaştık. Kıyıda, sarı gri kumların içinde bakır ve nikel paralar da bulmuşumdur. İlle, lodosun savurduğu çalılarda takılı arapsaçı oltalar, kaztüylü iğneler, yitirilmiş paraketa, mazot çalığı mantar parçaları ve bunlar arasında gündelik serüvenlerine çıkıp dönmemiş çocuklar...
İlle de, bunlardan biriyle çürümüş bir teknede kalan Meçhul tayfa.
Dar günlerde, doğrudur, lodosçuluk da yapıyor, balıkçı kahvelerinde, bir gün kıyıya vuracağı söylenen Bizans sorgucunu bulurum diyordum. Bunlara kulak kesilirim de kimseyi gözetlemem. Kimseleri gözetlemeye kalkmadım. Çürümüş teknenin çevresinde dolanırken, Meçhul tayfa gözetledi beni, tam tersine. Ben onlara bakmadım, o beni gözledi. Sonra da herkese benden yakınmış.
Ya yaklaşsın ve öldürmemi istesin, ya da çok uzaklarda arasın ne arıyorsa, demiş.
Geçen gün, ikisi çamaşır yıkıyorlardı. Küçük bir ocak tüpünün üzerinde, buluntu olduğu belli, yamalı bir kazan tütüyordu. Daha sonra, Meçhul tayfanın arkadaşı çıplak suya daldı, daldı çıktı, elindeki file eskisine midye dolduruyordu. Meçhul tayfa, kâğıt parçası, çalı, kozalak toplamaya çıkmıştı. Oltalarını ayıkladığım kocaman bir çalı öbeğini götürüp verdim. Hiçbir şey söylemedi. Korkunç bir tanıma isteğiyle baktı yalnızca. Gözlerinin yüzümü burgu gibi oyduğunu sandım. Ürküntü içinde uzaklaştım.
Gidecek yerim vardı, ama oradan da ayrılamıyordum. Bir kucak olta ayıklamıştım. Öğle güneşi sırtımı kavura kavura, yıkayıp, kayalara sürtüp temizlediğim mantarlara olta sarmaya başladım. Meçhul tayfa ile arkadaşının midyeleri pişmiş olmalı. Belki şarap, göztaşlı, huysuz su. Midyenin kabuğu ağır ağır açılıyor, mavi bir kelebeğe dönüşüyor. İçindeki turunç yüreği sunuyor. Yaban domatları da var.
Onların bulunduğu yere bakmamaya çabalıyordum. Tayfa, hiç değilse üç beş tane getirip verir, biliyorum. İçim de bir istiyor, bir istemiyor.
Şimdiye kadar birilerine birşey vermiş miydim? Ya birilerinden birşey almış mıydım? Köpek köpek, diye bağırdım, kendi kendine bile yal sunarsın sen!
Koca kıyıda, hani parmağını bastırdığın zaman pamuk gibi çöken tahtasıyla bir çürük tekne daha olabilir miydi? Yoksa tayfanın kaldıkları tekne, kendi eski teknesi mi? Ta uzaklara, denizin kum ve pus ile ayırt edilmez bir yumağa döndüğü yerlere bakıp duruyorum.
Birisi, paslı bir teneke üzerinde pişmiş midyeler getirip koydu yanıma. Yanık kokuyordu. Az az kurumuştu midye ve böyle daha iyiydi. Şişeden kesme bir bardakta da tayfanın kendi bastığı üzümden, tortulu şarap vardı. Tayfanın arkadaşıydı. Bıyığının gölgesi terle kaplıydı. Göğsünde, sırtında güneşten açılmış pembe yaralar.
'Sepet atıyor musun? Buralarda ıstakoz, pavurya çoktu,' dedim.
Sardığım oltalardan birini çuvaldan çıkarıp vermek istedim. Başımı çevirdiğimde gitmişti.
Çok ilerde, iyice bulanık o kıyı mezbelesinin içinde, bırakılmış, mantara dönmüş olsun, bırakılmış bir tekne daha var mıdır?
(Tanıtım bülteninden)

Bu kitaba video yüklemek ister misiniz?

 

Yorumlar


Bu kitaba ilk yorumu siz yapmak ister misiniz?

Yorumunuzu ekleyin

Bu kategorinin çok satanları


Bu kategorinin ilgi görenleri


Bu kitabı alanlar bunları da aldı