Batı Biliminde Dönüm Noktaları

Yayınevi : Küre Yayınları
Yazar : Peter Whitfield
Çevirmen :Serdar Uslu
Kategori : Bilim
Basım tarihi:Şubat 2008 / 1. Baskı
Kapak : Karton
Sayfa sayısı :314
Kağıt:İthal kağıt
Ebat:16x24
ISBN:9789756614532
Dil : Türkçe
Etiket fiyatı : 20.24 + %8 KDV = 22 TL
Kültür TV fiyatı 17.60 TL

 

 

Shakespeare ?Tüm hayat, doğadan ebediyete geçmelidir? der. Bu geçişin gizemini açığa çıkarmak bilimin araştırma konusu olarak kabul edilebilir. Modern fiziğin keşifleri Shakespeare?in sözlerini şaşırtıcı biçimde doğrulamıştır. Çünkü bugün doğanın biçim ve süreçleri vasıtasıyla biliyoruz ki, dünyayı meydana getiren töz sonsuzdur. Parçacıkları milyarlarca yıl önce ortaya çıkmış, yıldızlar arası uzaydan geçerek bizim gezegenimize ve bizim bedenlerimize ulaşmıştır. Buradan da tekrar kozmik kaynaklarına geri dönecektir. Ölümsüz öğelerin meydana getirdiği bir biçimler silsilesi olarak evren anlayışı 1840-1940 yılları arasındaki yüz yıllık süre içerisinde, termodinamik, atomik yapı, madde ve enerjinin birbirine eşitliği gibi kuramlarla birlikte ortaya çıkmıştır. Bu kitap, bu başarının ardında yatan uzun ve karmaşık keşif süreçlerini açıklamaya, insanın doğa ve ebediyet arasına köprüler kurmak için yüzlerce yıldır nasıl mücadele verdiğini göstermeye çalışacaktır. Bugün ?bilim?i yöntemiyle, maddî dünyaya ilişkin eleştirel sorgulamalarıyla, ölçümleme, deney ve çıkarım diliyle ve şeylerin davranışlarını tayin eden genel yasalar formüle etmeye yönelik çabasıyla tanımlıyoruz. Ama bu bilim görüşü büyük ölçüde son iki yüzyılın eseridir. Bilim, birçok farklı kültürde ve binlerce yıl boyunca, yöntemiyle değil içeriğiyle tanımlandı; doğaya ve onun işleyişine ilişkin bir inançlar dizisi oluşturmakla meşgul oldu. ?Doğa felsefesi? bu süreci ifade etmekte ?bilim? sözcüğünden daha uygun bir tabirdir. Zaten on yedinci yüzyılın sonlarında Newton, klasik fizik alanındaki dev çalışmasına bu adı vermiştir. Bu sözcük ışığında bilim tarihi, insanlığın tüm düşünce tarihinin temelini teşkil eden kapsamlı bir disiplin haline geliverir. Bilim tarihçisi geçmişi, günümüz bilimsel düşüncelerinin bir öngörüsü uğruna araştıramaz. Bunun yerine bilimi, dünyamıza ve insanın evrendeki konumuna ilişkin soruların cevaplanmasında bir örnek olarak benimser ve bu soruların geçmişte nasıl cevaplandırıldıklarını soruşturur. İnsan canlılar dünyasındaki zenginliği nasıl açıklamıştır; hastalık ve ölüm süreçlerini, gökyüzündeki hareketleri, mevsimlerin döngüsünü ve binlerce başka soruyu nasıl cevaplamıştır? Kayıtlı tarihin her safhasında doğa felsefesini belirleyen şey bu sorular olmuştur. Bu sorulara geçmişte verilen cevaplar bugün bize dinî, mistik ve şiirsel geliyorsa da, bu cevapların, bilim tarihinin bir parçası olduğu reddedilemez. Bu tarih çalışması, ilgisini kaçınılmaz şekilde bir nokta üzerinde topluyor: ?Bizim bildiğimiz anlamda bilimsel düşünce ilk ne zaman ortaya çıktı? Doğaya ve insana ilişkin diğer düşünce formlarına ne zaman üstünlük sağladı?? Bu soruya kesin bir cevap bulmakta güçlük çekiyoruz ve bu güçlük bize, bilim tarihinin de tıpkı sanat tarihinde olduğu gibi, basitten karmaşığa doğru düz bir gelişme çizgisi izlemediğini, dünyaya ilişkin ve tarihsel koşullarca belirlenmiş bir cevaplar dizisi olduğunu ve bilim tarihinin bu cevaplar dizisinin kalbinde yattığını düşündürüyor. Böylesine geniş bir konuda yazılmış bir kitabın bu denli kısa olması, bazı açıklamalar yapmamı gerektiriyor. Buradaki tüm konuları ve bireysel tartışmaları adaletli bir şekilde ele alabilmek için bundan çok daha uzun süre harcamak gerektiğinin şiddetle farkındayım; ama öylesi bir çalışma daha farklı ve daha az erişilebilir olacaktı. Çok kısa yazmış olmamın tek mazereti, bilim tarihine genel bir giriş sağlayacak böyle bir kitabı yıllarca aramış ve bulamamış olmamdır. Tıp son derece genel bir şekilde ele alındı, çünkü son derece geniş bir literatüre sahip; aynı şekilde, matematiğin gelişimi ve fizik bilimlerle olan etkileşimi de bu kitabın kapsamı dışındadır. Eğer felsefeyi ve dini, pozitif bilimler kadar tartışıyor görünüyorsam, bunun sebebi, bilginin asla bu disiplinlerden yalıtılmış bir şekilde vücut bulmamış olması ve geçmişteki bilim adamlarının birçoğunun, çalışmalarını felsefî bir çerçeveye oturtmaya çalışan insanlar olmalarıdır. ?Cennet insan için anlaşılmaz bir alandır ama dünya onun için anlaşılabilirdir ve insan cennet ile Dünya arasındaki sınırda yer alır? diyen Karl Barth, bir bilim adamı değil ilahiyatçıydı ve pek az bilim adamı onunla fikir ayrılığı içindedir. Modern insanın, doğanın girift formlarına ve süreçlerine ilişkin bilgisi bugün çok muazzamdır ama bu bilgi bile hikâyenin sadece yarısıdır. Amaca yönelik kadîm soru tekrar tekrar ortaya çıkmıştır: doğa neden şimdi olduğu gibi işliyor da başka türlü işlemiyor? Mevcut sistemler kaçınılmaz mıdır yoksa başka sistemler geliştirilebilir mi? Doğada işleyen bir plan var mıdır, varsa kaynağı nedir? İnsan aklının rolü bu planı anlamaktan mı ibarettir yoksa insan aklının gücü, doğadaki planı değiştirmeye yeter mi? Kayıtlı tarihin dört bin yılı boyunca bilim büyük bir mesafe kat etti ama bu temel soruları cevaplamak için daha çok yol alınması gerekiyor. Gerek kendi yazılarının örnekleriyle gerek bu metne yönelik eleştirileriyle kitabımın hazırlanmasında rol oynayan John North?a teşekkür etmek isterim. British Library?den Kathy Houghton, resimlerin önemli bir kısmını temin etti. Nihayet, oğlum Eliot Whitfield?e teşekkür ederim, beni, bilim tarihindeki kahramanlıkların mükemmel bir sembolü olan, Verne?in Profesör Lidenbrock?u ile tanıştırdığı için.
(Tanıtım bülteninden)

Bu kitaba video yüklemek ister misiniz?

 

Yorumlar


Bu kitaba ilk yorumu siz yapmak ister misiniz?

Yorumunuzu ekleyin

Bu kategorinin çok satanları


Bu kategorinin ilgi görenleri


Bu kitabı alanlar bunları da aldı