Kâmil Yeşil kimdir? 1963'te Aydın'ın Çine ilçesinde doğdu.İlk ve orta öğrenimini Çine'de; yüksek öğrenimini Atatürk Üniversitesi, Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamladı.(1987). Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığında, Türk Edebiyatı ile Dil ve Anlatım dersleri için kurulan program geliştirme çalışmalarına Özel İhtisas Komisyonu Üyesi olarak katıldı. Halen Ankara'da bir Anadolu Lisesi'nde öğretmen olarak görev yapmaktadır. Kâmil Yeşil, Türkiye Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesidir.

Yayımlanmış kitapları:.Ankebût (Öykü- Kaknüs Yayınları- 1998) 2.Balın Tuzu Eksik (Öykü - Birey Yayınları- 2001. ( Türkiye Yazarlar Birliği 2001 yılı hikaye ödülü ) 3.I.Cihan Harbi Sonrası İslam Âlemi (Prof. Dr. Lothrop Stoddard'dan) (Kaknüs Yayınları - 2002) 4.Kayıp Dilin Öyküleri (Birun Yayınları - 2003) 5.Tamir Görmüş Aşk (İz Yayıncılık- 2004) 6.Şermin ( Tevfik Fikret'ten yayına hazırlama) (Kipat Yayınları -2006) 7.Dil ve Anlatım-9 (Prof. Dr. Şerif Aktaş'la birlikte) (Bilge Ders Kitapları- 2005)


Kâmil Yeşil bu kitapları tavsiye ediyor

Okuma eylemi ile yan yana getirebileceğim ilk kitabımı düşündüğümde bunları türlerine göre ayırmazsam içinden çıkamayacağımı görüyorum. Çünkü her birinin emeği, etkisi var üzerimde.
İlkokulda bende iz bırakan, aklımda kalan bir kitabım yok. Bir köy ilkokulunu bitirmiş (1969-1974) biri için bunu doğal karşılamak gerek. Ama aklımda ilkokul dönemimden iki şey var. Bunlardan biri daha sonra Cahit Külebi’nin olduğunu öğreneceğim bir şiir.
l917 senesinde topraklarında doğmuşum
Anamdan emdiğim süt çeşmenden tarlandan gelmiş
Emmilerim sınırlarında senin için döğüşürken ölmüşler, diye başlayan bu şiiri şimdi kitaba bakmadan tekrar okuyabilirim.Bir de aklımda Tahta Çanaklar adlı bir hikaye var.
Hikayenin olay örgüsü hâlâ aklımda; ama onun yazarı kim bilmiyorum. Çünkü daha sonra o hikaye ile hiç karşılaşmadım.
Bir eksiklik veya ayrıcalık gibi değerlendiremeden söyleyebilirim ki ben hiç Tommiks, Zagor, Kara Murat, Tarkan gibi çizgi roman okumadan, okumaya ders kitabımızdaki Kölelikten Kurtuluş adlı roman parçası ile başladım. Yazar Booker T. Washington. Bir zenci çocuğun beyazlarla aynı okulda – yanlış hatırlamıyorsam Hamilton’da bir yatılı okulu idi- okumak için çektiği sıkıntıları anlatıyordu. Sanırım bu hikayeyi anlatan kişi daha sonra Amerika’da bir eyalet valisi oluyor. Bu ayrıntıları hatırlıyorum çünkü kitabı okuduktan sonra sınıfta arkadaşlarıma tanıtmış ve tavsiye etmekle kalmamış ve bir tane de okul kütüphanesine hediye etmiştim.
İkinci unutulmaz kitabım Kaşağı. Çünkü bu hikaye Türkçe ders kitabımızda vardı ve ben kardeşine iftira atan kişinin Ömer Seyfettin olduğunu öğrenince öğretmenimden; ağlamasam da ağlamaklı olduğumu hatırlıyorum. Sonra merak ettim bu Ömer Seyfettin daha başka neler yapmış diye; o gün gittim, kitapçıdan isimleri farklı altı tane Ömer Seyfettin kitabı aldım. İsimleri birbirinden farklı olan bu kitapları başladım sırasıyla okumaya. Birinci takımı bitirdikten sonra ikinci takıma geldi sıra. A, o da ne? Kitapların isimleri farklı ama içindeki hikayeler aynı. İçindekiler’e bakmadan, yayın evi farkını dikkate almadığım için meğer kitapların adı farklı içi benzer imiş. Ama okumayı yarıda kesmek aklıma gelmedi ve ben yine tekrar tekrar okumaya devam ettim. Sanırım içimdeki hikaye damarını besleyen şey bu oldu benim. Aynı sene Semaver ve Mahalle Kahvesi’ni okudumsa da doğrusu Kaşağı’dan aldığım tadı onlarda bulamadım. Çünkü ben içinde yazarın olduğu metinlerle başladım okumaya.
Okuma eyleminde benim için ta o zamandan beri bir ölçüdür yazarın metinle iç içeliği, kendini metninde hissettirmesi. Hikaye ile başlayan bu ölçü, okuduğum dinî, fikrî eserlerde de şöyle ya da böyle bir şekilde vardır ve benim unutamadığım kitaplar aynı zamanda benim istikametimi tayin eden kitaplardır. Çünkü o kitapları ya yazanlar ya da kitapta anlatılan kişiler bedel ödemişlerdi. Hangi kitaplardı onlar? Öncelikle Eşref Edip’in Kara Kitap’ı. CHP’nin din-i İslam ve din adamlarıyla ilgili olarak güttüğü politikanın tarihi vesikaları olan bu kitap; yer yer yıpranmış olsa da hâlâ kütüphanemde. Sonra köyümüzün muhtarı Hafız Mehmet Cengiz’den aldığım Çile. Karanlık Gecelerin Nurlu Sabahı ve Fazilet Yarışı gelir sonra. Konuşuyordu bu kitaplar benimle. Kavga ediyordu, azarlıyordu, müjdeliyordu. Birinci kitap yok şimdi elimde ama Fazilet Yarışı var. Sonra Sadık Albayrak’ın Devrimin Çakıl Taşları, Yürüyenler ve Sürünenler’i.. Sadık Albayrak bu son kitap sebebiyle hapis cezası almış ve içeri girmişti. Bundan dolayı onu takdir ve gıpta ederdim. Bir gün köyümüze (Eski Çine) taksinin bagajına doldurduğu kitapları satmaya bir adam geldi. Kitaba meraklı biri olarak hemen yanaştım taksiye. Adam benim orta okulda okuduğumu öğrenince al senin okuman gereken bir kitap dedi ve Üstat Necip Fazıl Kısakürek’e ait Son Devrin Din Mazlumları’nı verdi. Kaç defa okuduğumu hatırlamıyorum bu kitabı. Sonra iki büyük tasavvuf klasiğini keşfettim ve o zamandan bu yana baş ucu kitaplarım oldu onlar: Ahmet Bican’ın Envar’ul Âşıkîn’i; Eşrefoğlu Rûmî Hz.lerinin Müzekkin Nüfûs’u..
Sonra artık kitaplarımı dergilerden gördüğüm ilanlardan seçmeye başladım.

Bu yazıda adı geçen bütün kitaplarım hâlâ kütüphanemdedir. Ne zaman kütüphanemin karşısına geçsem hepsi yıpranmış fakat minnet dolu gözlerle bakarlar bana. Sen biraz da bizim eserimizsin derler, bana. Ben de inkar etmem bunu. Yine elime alır, bazı sayfalarını okur, karıştırır ve gözlerimi onların satırlarını öptürürüm. Okuduğuma, aldığıma, hediye ve tavsiye ettiğime ve dahi sakladığıma pişman değilim.


3 TL
6 TL