Nazım Payam kimdir? 1955 yılında Elazığ'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini aynı ilde tamamladıktan sonra Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Türkçe ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Yurdun çeşitli yörelerinde öğretmenlik yaptı. Sanat edebiyat çalışmalarına daha fazla zaman ayırmak için Temmuz 2006'da memuriyetinden ayrıldı. Evli, dört çocuk babasıdır.
Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olan Payam, Çınar, Gül Çocuk, Nilüfer, Erciyes, Güneysu, Berceste, Kültür Dünyası, Ardıç, Irmak, Bizim Külliye, Türk Edebiyatı, Türk Dili, gibi dergilerde şiir, deneme ve eleştiri yazılarını yayımlandı.
Halen Elazığ'da yayın hayatını sürdüren kültür, sanat dergisi 'Bizim Külliye”nin genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir.


Nazım Payam'ın Yayınlanmış eserleri:
1. Sonrası Güldür Açar
2. Ben Kendimi Dağ Bilirim


Nazım Payam bu kitapları tavsiye ediyor

Kitaplar da insanlar gibidir, bir bakar bağlanırsın. Çevrende olması, başucunda bulunması güven verir sana. Dostlarına hediye eder, tavsiye edersin. Sevmişsindir bir kere, görmezsin eksikliğini. Okuduklarından paragraf, dörtlük, bölüm neyse, ne içeriyorsa aktarmaya yeltenir, tamamlamaya çalışırsın kitabını. Kanına karışan, seni konuşturandır o. Zamanla üslubu, türü okunacaklar listesinde tercihini belirler. Çoğalmanı, yeni yeni kitaplarla tanışmanı ister. Onunla geçen saatler değerlendirilmiş saatlerdir. İçten dışa, dıştan içe tik tak işler.
Kitap bu. Okumayı da yazdırmayı da sevdiren böyle kitaplar yazarını da merak ettirir insana. Yazarına ve yazarının başka eserlerine ulaşmaya çalışırsın. Kolay mı iyi bir okuyucu olmak?
Kitap vardır, iticidir. Uzak durmayı yeğlersin. Yalnız o kitap değildir artık huzurunu kaçıran, tesadüfen bir okuyanıyla karşılaşsan, kafanda bin bir soru, bir karşı gruba iter, kurtulmak, kendinden, kendi efradından uzak tutmak istersin. Böyle kitapları okuyana verdiğin en hafif ceza, zevksizlikle suçlamandır. Hele yazarı, artık düşman başı, kötülüklerin kaynağı, insanlık suçu işleyen miyoptur. Adını kine, nefrete beler, aklıevvellerde bir merak, bir korku uyandırırsın ki haberin olmaz.
Kitap vardır; okuyucusunu küçümser, ciddiyetinden, konuyu ele alışından ürkersin. Yazılış hikmeti, soğukluğun çıplak belirtisidir adeta. Bir yerlerde malûm kitabın adı geçecek olsa, “okudum” der, konuyu kapatırsın. İstemezsin dargınlığın bilinsin. Gücün yetmez ifadeye, durup durup iç geçirirsin. Ve merak tende bir kenedir, iç fısıltıyla sorar durursun; bu kitabı kimler okuyor acaba?
Kitap vardır, yaşı yaşına, başı başına uymaz. Kitap vardır, konusu seni açmaz. Kitap vardır, kıskançlığından başını kaldıramazsın, daraltır, dört duvar içinde bırakır seni. Kitap vardır, lafını etmeye değmez, kâğıda acır, mürekkebe üzülür, yazarının diline pelesenk ettiği kelimeye küsersin. Kitap vardır, sorumsuz mu sorumsuz, cıvık mı cıvık! Teşrikleri okuma özürlüdür gözünde. Onu gördüğün rafa kıymet vermez, karşına yazarı çıkacak olsa, konuşmaktan imtina edersin.
İnsanlar da kitaplar gibidir. Birini tanırsın hayatın değişir. Duruşu, fikirleri, sesinin sıcaklığı bağlar kendine seni, kopamazsın. Ondan ayrı geçen saatler gurbete düşmüş saatlerdir. Çevresini, kaynağını tanımak istersin. Tarafından önce yolunu, yerini, sonra biyografisini araştırırsın. Okursun... Sen bıkmazsın, o bitmez.
Şükredersin tanıştığın güne. Minnet duyarsın tanıştıranlara. Onun dinini seversin, milliyetine hayranlık beslersin. Hele dini senin dinin, milliyeti senin milliyetin ise, mutluluk, muhabbetine tespih gibi dizilir. “Dost”un yaptıklarını yapmak, yaşattıklarını yaşatmak temel dileğindir. Benzemeye çalışırsın ona. Senin için o, toplumda bir ‘özel’dir artık. Zor günlerinde, sevinçli anlarında bir seslensen yanı başında olacakmış hissine kapılırsın. Duanı esirgemez, duasından mahrum olmak istemezsin. Zannedersin ki bütün yazdıkları sana. Bütün yazdıklarına ulaşmak istersin. Bezekli kabule ne hacet, “Figân idem derûnuma cihânı âşinâ kılam” der, onun için varlığını ifşa edersin. Müelliften esere, eserden müellife yol çizilmiştir artık.
Ben böyle sevdim yazarlarımı.