Haluk Şahin bu kitapları tavsiye ediyor

Yazın iyice olgunlaştığı noktadayız. ‘Yaz kitapları’ndan söz etmekte geç bile kaldık.
Çoğu insan için yaz hafif şeyler, özellikle sürükleyici polisiyeler okuma zamanıdır. Benim ise o kadar iyi bir polisiye okuyucusu olduğum söylenemez. Son yıllarda ‘yaz kitapları’ denince aklıma özellikle bahçe ve gezi kitapları geliyor.
Bu yaz bahçe kitapları açısından şanslıyım. Gülnar Önay’ın ‘Dünya Isınıyor Bahçem Değişiyor’undan Radikal Kitap’ta uzun uzun söz etmiştim. Şimdi onun yanına koyduğum ve sayfalarını çevirirken zevk aldığım çok güzel bir kitap daha var: Nejat Ebcioğlu’nun ‘Sevgili Bahçem’ (İnkilap) adlı katalog boyu kitabı. Çoğunu tanıdığımız bitkilerin ve çiçeklerin anlatıldığı sayfaları incelerken çocukluk arkadaşlarımıza rastladığımız eski bir okul albümüne dalıp gitmenin tadını alıyoruz. Uzun yıllardır bu konuda kitaplar yazmakta olan Ebcioğlu, Önay’la birlikte, köklü bir bahçecilik geleneği olan kültürden geldiğimizi hatırlatıyor bize. Eskiden kentlerde çiçeksiz ev olmazdı. Gene olmamalı.
Gezi dalında, Bora Ercan’ı keşfetmiş olmanın keyfini yaşıyorum. Onun Odysseus Adaları: Bir Akdeniz Yolculuğu (Paloma) adlı kitabı bizi hem coğrafya hem de edebiyat açısından güzel yerlere götürüyor. Yol boyunca sürekli hesaplaşan bir gezgin Bora Ercan. Hayatıyla, yazarlığıyla, kültürüyle ve okuduğu metinlerle hesaplaşırken sürekli içimizde yeni güzergâhlar açıyor. Denizlerimiz, adalarımız ve rüzgarlarımız tutuyor Ercan ile. Ondan yeni yolculuk haberleri bekliyorum.
Bazen bu türden yolculuklar fiziksel anlamda mekân değiştirmeden, edebi metinlerin bizi götürdüğü dünyalarda da olabiliyor. Yaz başlarında öyle bir ‘kâbus-ülke’ye gittim Jose Saramago’nun ‘Körlük’ adlı romanı sayesinde. 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Portekizli yazar bu müthiş eserinde, insanlığın geçmişine baktığımızda geleceği konusunda da o kadar da iyimser olamayacağımızı hatırlatıyor. Etrafta o kadar çok kötülük var ki. Dahası, kötülük o kadar kolay örgütlenebiliyor ki. Neyse ki, ona karşı direnmeye çalışan tek tük adsız kahramanlar da var aramızda... Gittikçe daha da karabasanlaşan bu yolculuk bittiğinde ‘Oh, karanlık bitti, gözleri açıldı’ diye sevinemedim. Çünkü, körlük sınavını çok kötü vermişlerdi. Ben İngilizcesi’nden okudum ama Can Yayınları’ndan Türkçesi de var..
Kâbustan söz açılmışken, evet sormakta haklısınız, sayıları hızla artan Ergenekon kitaplarını da satın aldım, okuyorum. Daha doğrusu okumaya çalışıyorum, çünkü çoğunun Türkçesi ve anlatımı o kadar bozuk ki, insan kılçıklı fasulye yutmaya çalışır gibi zorlanıyor. Onları, içlerindeki ham belgelerin hatırına okuduğumu söyleyebilirim. Sapla saman birbirine karıştırılmış olsa da, gerçekten önemli olan bu dava hâlâ soruşturmacı gazetecisini bekliyor. Yani, ham belgeleri gerçeğin ta kendisiymiş gibi sunmayan, onların arkasına ve önüne bakan, irdeleyen, sorular soran ve üstelik eli kalem tutan soruşturmacı yazarını. Tarihin ilk müsveddesini yazacak olanını...
Bakarsınız öyle biri çıkar ve yazdığı kitap gelecek yazın kitapları arasına girer...
HALUK ŞAHİN
RADİKAL GAZETESİ
10 AĞUSTOS 2008