Recaizade Mahmut Ekrem

(1847 - 31 Ocak 1914): Yazar, şair. Takvimhane nazırı ve Meclis-i Valâ üyesi Recaî Mehmed Şakir Efendinin oğludur. İlk öğrenimini Bayezid Rüşdiyesi ve Mekteb-i İrfaniyede gördü. Bir süre Harbiye İdadîsine devam ettiyse de askerlik, mizaç ve sıhhatine uymadığı için oradan ayrılarak Hariciye Nezaretine memur oldu (1862). Burada Namık Kemal'le tanışarak yakın dostluk kurdu. Namık Kemal'in yönettiği Tasvir-i Efkâr'a yazılar yazmaya başladı. Onun Avrupa'ya kaçması üzerine gazeteyi çıkarmaya devam etti (1867). Daha sonra, yeni kurulan Şurâ-yı Devletin üye yardımcılığına tayin edildi (1868). Nâfıa (1869) ve Tanzimat Dairesinde (1872) görev aldı. 1877'de Şurâ-yı Devlet Tanzimat Dairesi üyeliğine getirildi. 1878'de Mekteb-i Mülkiyede başladığı edebiyat öğretmenliğini Galatasaray Sultanîsinde sürdürdü. 1908'de Evkâf ve Maarif nazırlığı yaptı. Aynı yıl Meclis-i Âyân üyesi oldu. Ölünceye kadar bu görevde kaldı. İstanbul'da öldü. Mezarı Küçüksu'da oğlu Nijad'ın kabri yanındadır.
İlk şiirlerini Divan Edebiyatı geleneğine bağlı olarak yazdı. Namık Kemal'i tanıdıktan sonra şiirinin şekil ve muhtevasını yeniledi.
Recâîzâde Mahmud Ekrem ayrıca şiir hakkında görüşlerini açıklayarak yol gösterdiği gibi, tartışmalar da açmıştır. Takdir-i Elhan, Takrizât, Pejmurde, Zemzeme II mukaddimesi ve bilhassa Talim-i Edebiyat'ta bu görüşlerini buluruz. Şair ayrıca Pek Severim, Ariyet Kitap Arasında Bulunmuş Bir Çiçek, Bu da Bir Şiir-i Muhzin-i Diğer ve daha başka şiirlerinde sanat hakkındaki düşüncelerine rastlarız.
Recâîzâde Mahmud Ekrem edebiyatın gayesini güzellik olarak görmüştür. Şiire önemli yer vermiş, şiirin her şeyden önce bir şekil meselesi olduğunu, vezinsiz ve kafiyesiz şiir olamayacağını savunmuştur. Bu iki özelliği taşımayan eserlerin ne kadar güzel olursa olsun şiir kabul edilemeyeceğini, ancak 'mensure' denebileceğini belirtmiştir. Edebiyatımızda mensur şiiri ilk defa Recâîzâde Mahmud Ekrem denemiş ve bu ismi de o vermiştir.
Recâîzâde Ekrem'e göre şiirde konu güzelliği, mücerret (soyut) güzellik, his güzelliği, fikir güzelliği ve hayat güzelliği bulunmalıdır. Bu ölçüler içinde ele aldığı şiirinde aşk, tabiat, ölüm, hüzün ve melâl, Tanrı, zaman zaman da metafizik endişe konularını işlemiştir. Şiirlerinde bilhassa teşbih, istiare, mecaz, mübalağa ve tekrir sanatları görülür. Ekrem şiirde ilk tahkiye üslûbunu kullanarak hikâye şiiri yazmıştır.
İlk şiirlerinde Divan Edebiyatının klâsik şekilleri üzerinde bazı değişiklikler yapmış ve zaman zaman kafiye düzenlerini değiştirmiştir. Dörtlü, beşli, altılı, yedili, sekizli beyitlerden meydana gelen şiirler de yazmıştır.
Kafiye üzerinde de duran Ekrem, kafiye'nin göze değil kulağa hitap ettiğini söyler. Bununla beraber şiirinde daha çok göz kafiyesi görülür. Onun bu düşüncesi kendisinden sonrakiler üzerinde tesirli olmuş ve şiirde kafiyenin yerini ve önemini azaltmıştır.
Bir ara Namık Kemal ve Abdülhak Hâmid'in tesiri altında hece veznini denediyse de, "ahenksiz" dediği heceyi bırakarak aruza dönmüştür. Şiirinde dil ve üslûp hatalarına sık sık rastlanır.
Eserleri arasında dört oyun yer alır. İlk tiyatro denemesi Afife Anjelik'tir. Bu aynı zamanda muharririn yayınlanan ilk kitabıdır. Daha sonra Chateabriand'dan Türkçeye çevirdiği Atala romanını aynı adla piyes hâline sokar. Vuslat adlı eserini konusunu yerli hayattan alır. Çok Bilen Çok Yanılır adlı komedi, şairin en başarılı tiyatro oyunudur. Bu eserde modern tiyatronun hemen bütün özellikleri görülür.
Recâîzâde Ekrem roman ve hikâye de yazmıştır. Saime adlı hikâyesinde çocuk sevgisini ve yetiştirilmesini, Muhsin Bey'de sevgilisi ölen genç bir şairin ıstıraplarını, Şemsa'da Anadolu'dan İstanbul'a bir konağa gelen kimsesiz bir kız çocuğunun hayatını verir. Hikâyeler şairane ifadelerle dolu olmakla beraber teknik yönden zayıftır.
Recâîzâde Mahmud Ekrem'in tek romanı olan Araba Sevdası realist akımın başarılı örneğidir.
Şiirleri: Nağme-i Seher (1871), Yâdigâr-ı Şebâb (1873), Zemzeme I (1883-1890), Zemzeme II (1884), Zemzeme III (1885). Şiirleri-nesirleri: Tefekkür (1888), Pejmurde (1895), Nijad Ekrem (1910), Nefrîn (1916). Oyunları: Afife Anjelik (1870), Atala yahud Amerikan Vahşîleri (1874), Vuslat yahud Süreksiz Sevinç (1874), Çok Bilen Çok Yanılır (1914). Hikâyeleri: Saime (1888), Muhsin Bey yahud Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1889), Şemsa (1895). Romanı: Araba Sevdası yahud Bihruz Bey'in Âşıklığı (1898). Edebiyat Bilgileri: Ta'lim-i Edebiyat (1879, 1882, 1914). Edebî tenkitleri: Takdîr-i Elhan (1886), Takrîzât (1898). Edebiyat tarihi: Kudemâdan Bir Kaç Şair (1885). Tercümeleri: Atala (Roman, Chateaubriand'dan, 1872), Müntehâbât-ı Edebiye (1872), Mebrizon (1874), Nâciz (Nazım-nesir karışık, 1886).
İsmail Parlatır'ın çalışması: Recaîzâde Mahmut Ekrem, Hayatı-Sanatı-Eserleri (1983). "Bütün Eserleri"nin yeni yayını (İ. Parlatır, N. Çetin, H. Sazyek): Tiyatroları (1997), Hikâye ve Romanı (1997), Şiirleri (1997).

Yazarın yaşam öyküsü için tıklayınız